Please reload

Mother! |Film yorumu ~ 2017

Sinema sezonu benim için yağmurun gelişi ile açılmış oldu. Bir de vizyona giren Mother filmiyle. 

Film Öncesi düşüncelerimi başta sunmak istiyorum. Fragmanı izlediğimde, beklentim uzaya çıkmıştı. Daha sonra

incelediğimde aklımı kurcalayan birkaç sahne vardı. Tipik korku filmlerinde görülecek şekilde sahneler, tadımı kaçırıyordu. Fakat Darren'ın ince işlenmiş gerilim, korkusuna her zaman hayranlık duyduğumdan filmi izlemeden ön yargılı olmayacaktım.

  • Yönetmen:  Darren Aronofsky

  • Oyuncular: Jennifer Lawrence, Javier Bardem, Ed Harris, Michelle Pfeiffer

 

 

 

Spoiler'sız Yorum:

Eğer film Akademi'ye başvurursa Jennifer Lawrence bir adaylık hakkeder. Aslında başta oyununu pek beğenmedim ama filmin sonunda ve karakteri de düşününce başka bir şekilde oynanmayacağını anladım. Javier Bardem'i de bir o kadar beğendim. Darren gibi semboller ile arası çok iyi olan bir yönetmenin, kimi zaman çok iyi semboller kullansa da kimi zaman çok yersiz davranması can sıkıcıydı. Darren, ortaya kült bir film çıkarmıştı. Tabiri caizse ateş ile oynamıştı. Cesur ve aynı zamanda doğruluğunu sorgulatan, ve asla F vermeyeceğim bir yapıt olmuş.

Spoiler'lı Yorum:

Spoilersız yorum yapmak bilmediğim bir dili konuşmak gibi zor. Söyleyeceklerim var ama okuyucunun bundan neler çıkartacağını bilmek çok güç. 

Film Jennifer Lawrence'ın karakterinin uyanması ile ve "Bebeğim"diye seslendiği karakteri aramasıyla başlıyor. O kadar uzun süreli evi görüyoruz ki, evin odadan odaya geçişlerini büyük koridoru ve bütünüyle evi, içimize sindiriyoruz. Filmin ikinci yarısında olan kalabalık ve karmaşadan dolayı neden evi, kendi evimiz kadar iyi öğrendiğimizi anlıyoruz. Ayrıca o evin hem kilise  hem de misal kanayan halı, tabanın bozulması ve kendinin yenilemesi, Dünya metaforu olduğunu bana hissettirdi. Javier Bardem'i gördüğüm ilk sahnede "Geldi bizim psikopat." dedim ama filmin sonunda Tanrı konumunda olan karakterimizi bir hayli büyülü buldum. Hele ki ikinci yarı da Jennifer ve Javier'ın oyunculuğuna bayıldım.

Karakterlerimiz ıssız bir yerde yaşıyorlar. Kendilerince düzenleri var. Şimdi bu bizim yorum yapan arkadaş neden sürekli karakterlerimiz diyor ya da sürekli oyuncuların isimlerinin anıyor diye soracak olursanız film simgelerden oluştuğu gibi yönetmenimiz isim verme gereğinde bulunmamış. Şayet açık bir şekilde Tanrı ve Meryem Ana deseydi alacağı tepki bir hayli artardı.

Spoilerlı yorum yapacağım diye kronolojik sırayı birbirine katsam da karakterlerle devam ediyoruz. Çiftimiz arasında yaş farkı var. Erkek karakterimiz bir yazar, yaşadıkları ev onu eski evi, kadın karakterimiz ise pasif, evi düzenleyen, kocasına aşık biri. Ansızın evlerine yabancı bir adam geliyor. Bir doktor, ne adamın ne de kadının tanıdığı bir kimse. Öksürük krizleri tutuyor, erkek karakter yabancıya yardımcı olmaya çalışıyor. Ve biz seyirci olaylara kadın karakter gözünden ilerlediğimiz için bir sürü tuhaf durumla yüz yüze kalıyoruz. Sabah sanki dün yaşanılanların bir kısmı unutulmuş gibi davranılıyor ve ortalık karışmaya başlıyor. Yabancının karısı geliyor. O da kocası kadar ürkütücü. Yaptıklarının çoğunlukla bir anlamını çözemedim. Limonata muhabbeti vesaire sanki ara kapatmak için konulmuş veya yabancı kadını sarhoş edip baş kadın karakterimize "Çocuğun neden olmuyor'?" sorusunu getirebilmek içindi. Yabancı kadın filmin başından beri gözümüze sokulan elmas gibi bir taşı, erkek baş karakterimiz için çok değerli hazineyi kırıyor. Ve bu olay da baş karakterimizi çok üzüyor. Yabancı Adam Adem'i yabancı kadın ise Havva'yı referans edilmişti.

Oğulları arasındaki kavga ve sonucunda çıkan cinayet Habil ve Kabil'i temsil ediyordu. Ondan sonra fazlasıyla tuhaf bir cenaze sahnesi ile karşılaşıyoruz. Baş erkek karakterin incilden alıntı yaparcasına konuşması hala bize simgeleri anlamız için zamana ihtiyacımız olduğunu gösteriyordu. Çok şükür ortalık duruluyor baş kadın karakter hamile kalıyor ve erkek karakterimiz ilhamın akmasıyla büyük kitabını tamamlıyor. Bir güne bütün kopyalar sattı ve elimizde mutlu başarılı bir aile tablosu geldi ta ki çılgın hayranlar evi basana kadar. Kadın karakterimiz o kalabalığın içinden "Burası benim evim." dediği an herkes ona güldüğünde kilise metaforu bir kez daha aklımda oturmuş oldu.

Çocuk doğuyor, yani Hz.İsa. Ama işler sarpa sarıyor. Çocuk ölüyor ve biz adım adım filmin sonuna gidiyoruz. Kadın ana karakterimiz ölürken ve erkek karakterimiz onun canını alırken ki sahnenin yavanlığı izlediğimiz onca şey sonra biraz hayal kırıklığına uğratıyor bizi. Kalbi bize filmin başında gösterilen elmas olduğu ortaya çıkıyor. Hele filmin sonunda apayrı bir kadını "Bebeğim" diye seslenip bitmesi film notumu düşürdü. Eksiği var, yanlışı var. Ama aynı zamanda bazı şeylere iyi değinilmişti. Din için çıkan kavgalar, Hz.Meryem'in elinden çocuğu alınması ve dinlerin çirkin yanına bir gönderme vardı. Çoğu insanın cesaret edemeyeceği bir noktaydı. Ama bu demek değil ki filme çok yüksek bir puan vereceğim ve filmi sonuna kadar destekleyeceğim.  7.3 bence filmi karşılıyor çünkü sevmediğim fazlasıyla yorum ve sembol vardı. 

 

 

Please reload