Please reload

İspanya'da Gezilecek Yerler | Benim Turum

September 19, 2017

Madrid:

İspanya'da ilk ayak bastığım yer başkent Madrid oldu. Gümrük kontrolden geçtikten sonra havalananından şehir merkezine giden en kolay yol taksi. 30€ alıyor. Biz üç kişilik bir aileyiz bu yüzden kişi başı 10€ denk geliyordu. Fakat eğer yalnız seyahat ediyorsanız, 5€ ile otobüsleri tercih edebilirsiniz. Madrid'te ve gittiğimiz bütün İspanya'nın şehirlerinde otobüs ve minibüslerde ücreti ödeyebilirsiniz, kart almanıza gerek yok.

 

Otelimiz, maalesef ki içine giremediğimiz, Retiro parkına çok yakındı. İlk durağımız Gran Via oldu. Oraya gidene kadar, Plaza de Indepenzia ve Bank de Espana'nın üzerinden geçtik. Türlü türlü hediyelik eşyacıların içinde bütçenize uygunu bulabilirsiniz. Gran Via, Madrid'in en işlek caddesi. Çeşitli alışveriş mağazaları mevcut. 

Orada bir mola verdikten sonra Madrid Kraliyet Saray'ına doğru Plaza De Espana üzerinden yürüdük. Sabatini bahçelerinin yanından geçtikten sonra bir mola verdik. Yaklaşık üç km yürümüş olduk. Kraliyet Saray'ının yanındaki kafeler oldukça pahalı. Üç kişiye 22€ verdik. Bu parayla yemek bile yenilebilir. 

 

İkinci gün doğrudan Santiago Bernabeu'ya gittik. Bizim olduğumuz noktadan metroya binmek daha kolay olduğu için o seçeneği seçtik. Metro istasyonuna indiğimizde makinelerden gideceğimiz yolu seçtik. Metro ile kolaylıkla stada vardık. Belirli aralıklar turlar vardı fakat biz stadın turuna girmedik. Real Madrid Shop'ta arkadaşlarıma hediye aldım, ilginç bir şekilde İspanyol takımlarının taraftar atkısı yok sadece kalın kışlık atkıları var. Almaya giderseniz bilginiz olsun. Aynı gün içinde Vicente Calderon stadına da gittik fakat sadece uzaktan fotoğraf çektik. Oraya giderken otobüs kullandık. Plaza Major'un arka caddesinde mola vermişken sürekli dilencilerle uğraştık. Ama bir tanesi vardı ki, biz masadan kalktıktan sonra bile peşimizden gelmeye devam etti. Bir eczaneye girip polise şikayette bulunduk fakat belli bir sebepten dolayı polisi göremeden oradan ayrılmak zorunda kaldık. :D

Akşam 7'den kapanış saatine kadar bedava olan Reina Sofia Müzesi'ne gittim. Önceliğim Pablo Piccaso'nun İspanya iç savaşını anlattığı en önemli eseri olan Guernica'ydı bu yüzden haritamı takip ederek ilk o odaya giriş yaptım. Daha sonra Dali gibi diğer sanatçıların tablolarını seyrettim.

 

 

Granada: 

Madrid'ten araba kiraladıktan sonra kara yoluyla Sax üzerinden Granada'ya gittik. Sax'a uğramamızın sebebi orada İspanyol Türk severlerin derneği görmekti fakat bize yerel halk böyle birliğin daha kurulma aşamasında olduğunu söyledi.

 

Granada'da Al-Hambra sarayına BookGuideTour'u kullanıp giriş yaptık.Tur ile içeri girdiğimiz için fazladan bilgi öğrenmiş olduk. Eski Camii'nin şu an kiliseyi ve İspanya Prensi Charles'ın yaptırdığı ama hiç kullanılmayan sarayı gördük. Grubun tek Müslümanı olduğumuz için sütunlarda yazan yazıların çevirisini yaptık ve fikirlerimizi söyleme imkanımız oldu. İstanbul sever Kanada'lı arkadaşlar edindik. Böyle bir tur seçecekseniz böyle farklı milletlerin olduğu bir tur tercih edin derim, benim için çok özel bir gezi oldu. GeneraLife bahçesinde gezidikten sonra turumuz sonlanmış oldu.

 

Daha sonra Granada merkezdeki katedrali bir saat içinde tamamlamış olduk.


Cebelitarık:

Granada'dan sonra Malaga üzerinden Sevilla'ya geçecektik fakat yanlış hesap yaptığımız için Malaga'ya uğramadan Cebelitarık üzerinden Sevilla'ya gittik. 10 Eylül 1967 yılında İngiltere İspanya'dan almış olduğu için bu yüzden National Day(Bağımsızlık Günü) olarak kutlamalar yapılıyordu. Herkes kırmızı-beyaz giyinmişti. Yolda, aynı zamanda bu ülkenin simgesi olan maymun gördük. Cebelitarık boğazından baktığınız uzaktan buğulu bir şekilde Fas'ı görebiliyorsunuz. Bu yüzden Cebelitarık jeopolitik konum olarak çok önemli bir yerde. Ayrıca ülkeye girmeniz için İngiltere vizesine sahip olmanız gerekmektedir. Cebelitarık gümrüğünü geçer geçmez havalimanı sahasının üzerinden şehre gittik. Evet gerçekten uçakların havalandığı saha aynı zamanda kara taşıtının yolu.

 

Sevilla:

Aynı gün saat 16:00 civarlarında şehre varmış olduk. Boğa güreşi arenasından yürümeye başladık ve Kathedralı ve Giralda'yı dıştan gezerek Plaza de Espana'ya vardık. Hem kathedral, hem Giralda, hem de Plaza de Espana ağızımı açık bıraktıracak şekilde güzeldi. O kadar ihtişamlıydı, Sevilla'nın underated(az değer biçilmiş) bir şehir olduğunu söyleyebilirim. Alcazar'a saatlerimiz uymadığı için girmedik.

 

Cordoba:

Bu şehrin en önemli simgesi Mezquitta'ya girdik. Önceden camii olan bu yer daha sonra katedrale çevrilse de küçük bir kısımda makberi görebilecek şekilde mimarı bırakılmış. Fakat islami ibadet yeri yoktu. Hrıstiyanlar içinse yerler mevcut. Aslında bu iki dinin aynı yerde beraberce bulunması oldukça ruhani bir ortam sağlamıştı.

 

Toledo:

Yoldaki kazadan dolayı bu şehre çok geç vardık ve artık enerjimiz tükenmek üzereydi. İtalya Siena kentine benzetsem de Toledo'yu daha az beğendim belki de tam gezemediğimden olabilir. Görüntü olarak çok güzel bir şehirdi. 

 

 

 

 

Barcelona:

Daha sonra Madrid'te geri dönüp iç hatları kullanıp Barselona'ya uçtuk. Uçuşta Vueling havayolunu kullandık ve memnun kaldık. Fakat havalananına aşırı karışık. Valizlerimizi almaya giderken bile pasaport kontrolden geçtik. Pasaport kontroldeki çalışan kadın çok kabaydı. Andorra'ya da gideceğimiz için Centorio araba kiralama firmasından araba kiraladık. Kilometre sınırı olan, günlük ücreti birçok firmadan çok çok daha cüzi olsa da ek ücretlerle başka bir firmadan lüks araba kiralayacağınız fiyata denk gelen hiç memnun kalmadığım bir firma oldu. 

Tibidabo tepesinden kuş uçuşu şehri izledik. Sagrat Cor diye adlandırılmış yerde, bir katedral bulunmakta ve eğlence yeri. Hava münasebeti sebebiyle lunaparkın sadece bir katı çalışıyordu. 

Fotoğraflarımızı çektikten sonra Park Guell'e yol aldık ama ne yol. Varoş mahallerine dolanıp geldiğimizde Park Guell'in arka tarafı oldu, bir şey de göremeyince geri döndük ve içeri girmedik. Yakın olduğu için La Sagrada Familia'ya gittik. Ben sanat çizgisini anlayamadığı bu mimarinin hangi döneme ait olduğunu çözememiştim. Modern mimari ile yapılan ve mimarı Gaudi öldüğü için İspanya halkının yardımlarıyla 2028'te tamamlanyı bekleyen bir katedral.

Ertesi gün Andorra'ya gittik. Küçük bir ülke ve avrupadan çoğu insan oraya alışveriş yapmaya geliyordu. Sigaretleri 5-10 arası daha ucuz fiyatlıydı. Andorra'dan dönüce kendimizi Camp Nou'de bulduk. Bernabeu'nun aksine Camp Nou'nin etrafı çepçevre sarılmıştı ve güvenlik önemlerini aştıktan sonra içeri giriliyordu. Bu tura da katılmamış olsak da, görkemli mağazası beni Real Madrid'tin mağazası kadar etkileyebildi. Ne de olsa eski takımım dedim ama yine sevgim depreşti. Bir gün önceki Barcelona - Juventus maçına neredeyse bilet bulacaktık. Böylelikle ben de stadın ateşini görebilmiş olacaktım. Belki başka sefere.

Ve tatilin son günü Park Guell'e gitmeyi tekrar denedik ve bu sefer doğru yolu bulduk. Fakat Barselona ilginç modern mimarisine rağmen, zayıf geçmişi beni diğer şehirler gibi etkileyememişti. 

La Rambla, yani şehrin en büyük caddesi, Buanes Aires, Champ Elisse, İstiklal Caddesini görmüş insanları etkileyecek düzeyde değildi. Caddenin bitiminde, marineye yakın tarafta, Kristof Kolomb anıtı vardı ve oldukça etkileyiciydi. Barselona'da tarih kokan yapılarla sadece bu bölgede karşılaşmış olduk.

 

İspanya mutfağından paella yedik. Çoğu yer bunu fazladan yağlı şekilde yapıyordu. Yeşil salatının içinde ton balıklı, asparaguslu ve yumurtalı salat İspanyol'ların çoban salatası gibi, heryerde bulabilirsiniz.

Please reload